“Romantik ilişkilerde cinsellik, bireyler için bir nevi ‘oyun alanı’ görevi görür. Cinsellik ile (burada sadece seksi kastetmiyorum) hem kendilerini hem partnerlerini keşfederler, dış dünyadaki kırgınlıklarını telafi ederler, ötekine hem haz verip hem de ondan haz alarak ‘yeterlilik’ hislerini pekiştirirler. Ancak cinsellik, yaratıcılıktan ve keşiften uzaklaştığında, sadece bedensel tatmine döndüğünde, kişi ötekini anlamaktan uzaklaştığında, kendi ihtiyaçlarını ve isteklerini görmezden geldiğinde, kişinin artık partnerine karşı herhangi bir merakı kalmadığında mekanikleşir ve ilgi çekmez hale gelir.
İlişkinin oyun alanı cinselliktir. Oyun oynarken nasıl yaratıcı, muzip, öteki ile senkron halinde ve eğlenceli oluyorsak, cinsellik için de benzeri geçerlidir. Çiftler günlük hayatlarında sadece kendilerinin anlayacağı gizli oyunlar kurarak, bunu mizahla harmanlayarak aralarındaki birçok problemi telafi edebilirler. Diğer taraftan, günlük hayatlarında oda arkadaşı gibi yaşayan, birbirlerinin bedenlerine ve ruhlarına dokunmayan, gece olunca ise hep benzer şekillerde görev gibi sevişen ya da hiç sevişmeyen çiftlerin sayısı az değil. Bu çiftlerin, problemlerini telafi etmesi tahmin edebileceğiniz üzere daha zor.
Paylaşma dürtüsü zorunluluk halini aldığında, kişisel sınırlar yok sayıldığında ve yalnızca birlikte olmanın alanı kabul edilip, mahremiyetin değeri yok edildiğinde, yakınlık kaynaşmaya dönüşür. Sevgi, sahiplenmeye dönüşür. Bu durum, aynı zamanda cinselliğin de sonunu işaret eder. Gizem kaybolduğunda, yakınlık acımasızlaşır. Keşfe yer bırakılmadığında, saklanacak hiçbir şey kalmaz. Ve keşfedecek hiçbir şey de…” Esther Perel
Tüm bu tespitlerle birlikte, değişime açık olan ve cinselliklerini keyifli ve tatmin edici deneyimlere dönüştürmek isteyen çiftler için ‘cinsel terapi’ fayda sağlamakta ve ilişkilerine olumlu yansımaktadır.
🖼️: Egon Schiele
Gülşah Meral Özgür
Psikiyatrist, Psikoterapist